11 Kasım 2012 Pazar

ÜÇÜNCÜ DEVÂ


Hastalar Risalesi – Üçüncü Deva 3/25




Merhaba sevgili gönül dostlarımız,

 

Bu Çarşamba 10 Mayıs 2017 engelliler haftası başlıyor. (10-16 Mayıs)

 

Ben çok şanslıyım. Piyango bana çıktı. Dünyada 7 milyar, Türkiye’mizde 80 milyon insan var. belki 50-100 binde bir görülen Friedreich Ataksisi (FA) hastalığını Allah bana verdi.

 


Sabredip aktif şükrediyorum. (ibadetle) Bunun için canım FA hastalığım bana mahşerde şahitlik edecek inşaAllah… Hastalık konuşur mu dediniz, okuyalım.

 

Araf suresi 172. Ayetle belirtildiği gibi, daha dünyaya gelmeden ruhlar alemi, Kalubela’da biz Allah’a söz verdik; Evet Sen bizim Rabbimizsin, Sana aşığız, dedik.

 

Hz. Mevlana’ya göre herkes o aşkla dolu halde dünyaya gelir. Sonra günahlar, haramlarla kirlenen insanın gönlünü gaflet bulutu sarar ve ölmeyeceğini sanarak dünyaya dalar, verdiği sözü unutur.

 

Sonra kalbi güzel insanlara birden hastalık gelir, onları gafletten uyandırır.

 

ALLAH’A OLAN AŞK İSPAT GEREKTİRİR

 

(Efendim aşağıdaki kısa yazı son Mesnevihan (Hz. Mevlana’nın eseri Mesnevi’yi her yönüyle en iyi bilen kişi) sevgili Hayat Nur Artıran Hanımefendi’nin “Aşk Bir Davaya Benzer” isimli kitabından alıntıdır.)

 

    (Mesnevi, cilt 3, 4008): “Aşk bir davaya benzer, cefa çekmek de davanın tanığıdır. Tanığı olmayan her dava mutlaka kaybedilir. Ben, cefaya uğrayıp kemale ereceği ve safa bulacağı zaman kaçan, sonra da safa, huzur dileyen kişinin aklına şaşarım.

 

   Zamanın kadısı senden tanık isterse, sakın ona incinme. Cefayı, kederi, ıstırabı güleryüzle karşıla, onları bağrına bas da hakikat definesini elde et. Çünkü onlar, senin aşkının tanıklarıdır.”

 

Sonuç itibariyle, Aşk bir davaya benzer, çünkü tüm ruhlar ‘beli’ demekle aşıklık iddiasına giriştiler. Dolayısıyla Yüce Yaratıcı’ya kul olduklarını iddia ettiler.

 

İddia ise ispat gerektirir, bir şeyi ispat etmek için de mutlak şahit isterler. O nedenle acı, ıstırap ve kederlerimiz ilahi aşkımızın şahitleri sayılmıştır.

 

Elest bezminde verdiğimiz kul olma sözünü tasdik etmek, aşk iddiamızı yaşayarak ispat etmek tümüyle, Muhammed (sav) ümmetine yakışır bir ahlak güzelliği içerisinde yaşamaktır.

 

Cenab-ı Hakk’ın kaza ve cevasına rıza göstermektir.

 

Eğer bu dünya mahkeme salonu ise, tanıkları acı, ıstırap ve beladır. Kişinin maddi ve manevi tüm hal, tavır ve davranışlarına göre tanıkların mahiyeti ve özelliği de değişecektir.

 

Evet canım hastalığım FA ve Şeker hastalığım mahşerde şahitlerim olacak inşallah. Şahitliğin delili işte bu ayeti kerimedir.

 

“Bugün (Mahşer) biz onların ağızlarını mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını, elleri bize söylemekte, ayakları şahitlik etmektedir.” (Yasin suresi, 65. ayet)

 

*** 
 


Efendim büyük islam alimi Rahmetli Bediüzzaman Said Nursi’nin (1876-1960) eşsiz eseri Risale-i Nur Külliyatında yer alan Hastalar Risalesi yazılarının üçüncüsü ile devam ediyoruz. Önce buyrun orjinal yazıyı okuyunuz, sonrasında kısa açıklamamızı okuyalım:

 


ÜÇÜNCÜ DEVÂ

 

ÜÇÜNCÜ DEVA: Ey tahammülsüz hasta! İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen (devamlı) gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaması ve mütemadiyen (devamlı) zeval (kaybolup gitme, ölüm) ve firakta (ayrılık) yuvarlanması şahittir.

 

Hem insan, zîhayatın (hayat sahibi yaratılmışların) en mükemmeli, en yükseği ve cihazatın (organların) en zengini, belki zîhayatların (canlıların) sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belaları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en edna (basit, değersiz) derecede, ancak kederli ve meşakkatli (sıkıntılı, zahmetli) bir hayat geçiriyor.

 

Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm (büyük ve değerli) bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir.

 

Onun eline verilen sermaye de ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı hava boş yere sarf ettiriyor. (Hastalık olmasa insan, Nefis rüzgarına kapılıp ömür sermayesini boşa harcar.)

 

Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut (ölümsüz) değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan."

 

İşte hastalık bu nokta-i nazardan (bu bakış açısından) hiç aldatmaz bir nâsih (nasihatçi) ve ikaz edici bir mürşiddir. (yol gösterici rehber) Ondan şekvâ (şikayet) değil, belki bu cihette (bu yüzden) ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.

 

KISA BİR YORUM

 

Efendim acizane bendeniz bir ilim aktarıcısıyım. Aşağıdaki yorumları yıllardır dinlediğimiz sohbetlerden süzdük inşallah. Yani fakirin hissesi yoktur.

 

Bu Devada büyük islam alimi Bediüzzaman Said Nursi (1876-1960) hazretleri diyor ki:

 


Ey tahammülsüz hasta diye başlıyor. Devaların başındaki hitap aslında o devanın fihristi oluyor. Yani mesela bu devada Bediüzzaman, hastanın hastalığına neden tahammül edemediğini açıklayıp çözüm yolunu bildirecek.

 

Evet hastanın neden tahammül edemediği ilk cümleden anlaşılıyor. İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine,  Evet çoğu hasta ve engelli bu yüzden hastalığını kabullenmekte zorlanıyor.

 

Çünkü bakıyor herkes sağlıklı; geziyor, eğleniyor, evleniyor gibi düşüncelerle hayata sadece zevk sürmek için geldiğimizi sanıyor, diyor Bediüzzaman ve…

 

Ve bu düşüncenin yanlışlığını şahit getirerek belirtiyor. Sürekli gençlerin yaşlanması ve sürekli ölümlerin olması, insanın hayata sadece lezzet için gelmediğine şahittir, diyor. Yoksa neden ölelim ki…

 

Eğer hasta insan sürekli geçmişi düşünürse, (eskiden sağlıklı iken hersene denize giderdim gibi mesela) ve sürekli geleceği düşünürse (hastalığımın sonu nolacak, ölür müyüm acaba)

 

Böyle yaparsa hayvandan daha değersiz olur ve sıkıntılı hayat yaşar diyor. Çünkü Allah insanı en güzel şekilde yaratmıştır, yaratılmışların sultanıdır, böyle yapmasın demek istiyor Bediüzzaman Hazretleri…

 

Sonra hayatın gayesini açıklıyor. İnsan bu dünyaya ticaret yapmak için gelmiştir. Sonsuz bir hayatı burada kazanacak, diyor. Ne verecek ne alacak?

 

Allah her insana dünyaya gelirken bir sermaye vermiştir. Bu sermaye ömür dakikalarıdır. Bu sermaye ile ticaret yapacak ve sonsuz cennet hayatı  kazanacak.

 

Yani, beş dakikasını harcayıp namaz kılacak, karşılığında belki yüzlerce sevap alacak.

 

İnsan hiç hasta olmasa ve hep sağlıklı olsa, bu gayesini unutup gafletle dünyaya dalar, ahireti unutur. Çünkü Allah insanı, unutmaya meyilli yaratmıştır.

 

Bu gafletin neticesi ölümden korkar ve ölümü hatırlamamak için nefsin arzularına kapılır ve ömür dakikalarını oyun, eğlence, haram ve günahlarla boş yere tüketir.

 

İnsan hastalandığında aslında ne kadar aciz, zayıf, güçsüz olduğunun farkına varır. Gafletle dünyaya daldığını, hasta olması bildirir. Çünkü hiç ölmeyecek gibi yaşıyordu.

 

Böylece hasta insan, bir ibadet olan ‘ölümü düşünmeyi’ aklından hiç çıkarmaz ve ölüm sonrası, yani asıl hayat ahiret hayatını kazanmak için ömür dakikalarını ibadetle harcar.

 

İşte ticaret budur. Ömür dakikalarımızı verip cenneti satın alıyoruz. Allah öyle merhametliki, ömrümüzü O verdi zaten, sadece irademizi serbest bıraktı.

 

Ki özgür irademizle ibadeti seçelim inşallah. Aslında Allahu Teala ibadetimizin şekline değil, kalbimizin temizliğine ve gayretimize bakıyor.

 


Ve Hz. Bediüzzaman son cümlede Allah’a şükret ki, sana hastalık verdi, diyor.

 

İşte hastalık bu nokta-i nazardan (bu bakış açısından) hiç aldatmaz bir nâsih (nasihatçi) ve ikaz edici bir mürşiddir. (yol gösterici rehber) Ondan şekvâ (şikayet) değil, belki bu cihette (bu yüzden) ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.

 

***

 

Bu yorumla birlikte Hastalar Risalesi Üçüncü Deva’yı bu linkten istediğiniz zaman okuyabilir ve bu linki çevrenizdeki engelli veya hasta dostlara iletebilirsiniz:

 


 

Evet bunun için, Bu hastalık bana Allah’ın hediyesidir. Çünkü Hz. Mevlana, Allah sevdiği kuluna dert verir, Firavun’un birkez bile başı ağrımadı, der.

 

Bugünüme binlerce elhamdülillah ! …

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder