11 Kasım 2012 Pazar

DÖRDÜNCÜ DEVÂ


Hastalar Risalesi – Dördüncü Deva 4/25

 

Efendim büyük islam alimi Rahmetli Bediüzzaman Said Nursi’nin (1876-1960) eşsiz eseri Risale-i Nur Külliyatında yer alan Hastalar Risalesi yazılarının dördüncüsü ile devam ediyoruz. Önce buyrun orjinal yazıyı okuyunuz, sonrasında kısa açıklamamızı okuyalım:

 

DÖRDÜNCÜ DEVÂ

 

Ey şekvâcı (şikayetçi) hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, (bedenin ve organların ve el, ayak, göz, kulak gibi cihazların) senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder. (Senin vücudunun asıl sahibi olan Allah, organ ve cihazlarına dilediğini yapar.)

 

Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi, (Risale-i Nur Külliyatı, Sözler isimli eserden) meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san'atkâr (çok zengin ve işinde uzman olan bir usta) , güzel san'atını, kıymettar (değerli) servetini göstermek için, miskin (fakir) bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil (ücreti karşılığında) , bir saatçik zamanda , murassâ (kıymetli taşlarla süslenmiş) ve gayet san'atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi (elbise) o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Harika envâ-ı san'atını (sanatının çeşitleri) göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır.

 

Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: "Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun" demeye hak kazanabilir mi? "Merhametsizlik, insafsızlık ettin" diyebilir mi?

 

İşte, aynen bu misal gibi, Sâni-i Zülcelâl (Celal ve yücelik sahibi sanatkar Allah) sana, ey hasta, göz, kulak, akıl, kalb gibi nuranî duygularla murassâ olarak (dolu olarak) giydirdiği cisim gömleğini (beden’e işaret) , Esmâ- i Hüsnâsının (güzel isimlerinin) nakışlarını göstermek için, çok hâlât (haller) içinde seni çevirir ve çok vaziyetlerde seni değiştirir.

 

Sen açlıkla onun Rezzâk (rızık veren) ismini tanıdığın gibi, Şâfî (şifa veren) ismini de hastalığında bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını (isimlerinin hükümlerini) gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem'alar (parıltılar) ve rahmetten şuâlar (ışıklar) ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor.

 

Eğer perde açılsa, tevahhuş (korku) ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.

 

KISA BİR YORUM

 

Efendim acizane bendeniz bir ilim aktarıcısıyım. Aşağıdaki yorumları yıllardır dinlediğimiz sohbetlerden süzdük inşallah. Yani fakirin hissesi yoktur.

 

Aslında gayet rahat anlaşılıyor ama yinede biraz daha açmak istiyoruz, bu Devada büyük islam alimi Bediüzzaman Said Nursi (1876-1960) hazretleri diyor ki:

 

Ey şekvacı (şikayetçi) hasta sabret ve şükret! Diye başlıyor. Çünkü sen bedeninin sahibi değilsin, diyor. Organlarını sen mi yaptın, marketten satın mı aldın, onların sahibi olan Allah onlara istediğini yapar, şikayet etmeyelim, demek istiyor.

 

Bunu bir misal vererek açıklıyor Bediüzzaman Hazretleri… Diyor ki:

 

İşinde uzman bir moda tasarımcısı var. Bu tasarımcı değerli kumaşlardan diktiği bir takım elbisesini üzerinde provalar yapmak için fakir bir adama ücreti karşılığında mankenlik yaptırıyor.

 

Modacı, elbise adamın üzerindeyken elbiseyi kesse, değiştirse, kısaltsa, eklese adam kızabilir mi? Bana güzellik veren bu elbiseyi neden kesiyorsun diyebilir mi? Çünkü adam ücretini alacak.

 

Biz engelliler de Allah’a şikayet etmemeliyiz. Bu göz, kulak, el, ayak, böbrek, vs. bizim değil ki. Sâni-i Zülcelâl (Celal ve yücelik sahibi sanatkar Allah)  onları istediği gibi değiştirir.

 

Ama neden biliyor musunuz? İsimlerinin nakışlarını göstermek içinmiş.  

 

Sen açlıkla onun Rezzâk (rızık veren) ismini tanıdığın gibi, Şâfî (şifa veren) ismini de hastalığında bil. Elemler, musibetler bir kısım esmâsının ahkâmını (isimlerinin hükümlerini) gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem'alar (parıltılar) ve rahmetten şuâlar (ışıklar) ve o şuâât içinde çok güzellikler bulunuyor.

 

Bu göstermenin de gayelerinden birisi, halkın %90’ı sağlıklı insanlar, ibret alıp hallerine şükretsinler diyedir.  Yani bizlere bakıp şükretmeliler. Ama bu şükrün esası, biz engellilerin yaşadığı zorlukları çözmeye çalışmaktır.

 


Kaldıki, Cenab-ı Allah bir insanı seçip engellilik verirse ve engelli güzelce sabredip şükrederse, o fakir modele ücreti verildiği gibi , Allah şükreden engelliye mükafatını verir.

 

Hemde nasıl verir bakın. Efendimiz SAV buyuruyor ki:

 

(Ömrü) belâ ve hastalıkla geçen kişilerin kıyamet günü alacakları sevapdan ötürü, (Dünya hayatı refah ve huzur içinde geçen) sıhhatli kişiler, dünyada iken derilerinin makasla koparılmasını niyaz ederler.”

 

[ CAMİU’S-SAĞİR VE TERCÜMESİ İZAHLI 2000 HADİS-II]

 

Ve bu hadisle son cümle anlaşılıyor:

 

Eğer perde açılsa, tevahhuş (korku) ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında sevimli, güzel mânâları bulursun.

 

***

 

Bu yorumla birlikte Hastalar Risalesi Dördüncü Deva’yı bu linkten istediğiniz zaman okuyabilir ve bu linki çevrenizdeki engelli veya hasta dostlara iletebilirsiniz:

 


 

Evet bunun için, Bu hastalık bana Allah’ın hediyesidir. Çünkü Hz. Mevlana, Allah sevdiği kuluna dert verir, Firavun’un birkez bile başı ağrımadı, der.

 


Bugünüme binlerce elhamdülillah ! …

 

 

Celalin Penceresinden

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder